TRABZONSPOR ÇOK RAHAT

Ligin bitimine iki hafta kala Trabzonspor deplasmanda oynadığı Beşiktaş maçında zorlanmadan üç puanı hanesine yazdırdı. Bu maçın skoru ne olursa olsun hem Trabzonspor’un üçüncülüğü hem de Beşiktaş’ın dördüncülüğünde bir değişiklik olmayacaktı.

Trabzonspor maça çıkarken sakatlıklar ve kart cezalıları nedeniyle kadro kurmakta zorlanıyordu. Onuachu da Kupa maçı düşünülerek ilk on birde oynatılmadı. Kafa olarak ilk defa stres taşımadığı bir maçta Trabzonspor, taraftarlarını sevindiren bir oyun ortaya koydu.

Maçın hemen başında henüz yedinci dakika oynanırken ayağından sakatlanan Onana, yerini genç kalecilerden Ahmet Doğan Yıldırım’a bıraktı. Genç kaleci Ozan’ın orta sahadan verdiği pasta topu oyuna geç sokunca devamında yaptırdığı penaltı ile 13. dakikada Trabzonspor’un 1-0 mağlup başlamasına neden oldu. Ancak ilerleyen dakikalarda kalede güven veren duruşu, yaptığı kurtarışlar, geleceğe ışık oldu. Başarılı bir performans ile alkış aldı.

Trabzonspor, yediği golün karşılığı yedi dakika sonra Umut Nayır’ın Zubkov’a verdiği ara pasında gelen gol oyunda bir anda dengeyi sağladı.

Trabzonspor’un rahat oynadığı oyunda Benjamin Bouchouari günün en çalışkan, en başarılı ismi olarak öne çıktı. Sakatlık sonrası güçlü bir Bouchouari güzel işler yapacak gibi görünüyor. Özellikle orta sahayı hızlı geçişi, top takibinde ısrarcı olması, savunmanın dikine oynaması gelecekte Trabzonspor’un oyununa çok şeyle katacak gibi görünüyor.

Gençlerin oyun içinde olmasının en güzel örneğini Salih Malkoçoğlu ortaya koydu. Hatasız bir oyun oynadığı gibi sanki kırk yıldır Trabzonspor A takımında stoper oynuyormuş gibi kendinden emin ve rahat futbolu daha çok süreyi hak ettiğini ortaya koydu.

Dakikalar 61’i gösteriyordu ki Zubkov’un taşıdığı top sonrası ters tarafta Muçi’ye verdiği akıl dolusu pası Muçi, stiline uygun estetik vuruşla gole çevirdi. Bu gol aslında bir yıkımı da beraberinde getirdi. Sergen Yalçın tarafından “kadromda düşünmüyorum” dediği Muçi, attığı golle Sergen Yalçın’ın istifasına neden oluyordu. Her ikisinin duyguları nedir bilinmez ama spor tarihi ilginç bir olaya tanıklık ediyordu. Bu saatten sonra Beşiktaş, Muçi’yi bırakır mı yoksa Trabzonspor opsiyon hakkını kullanır mı? Hep birlikte göreceğiz.

Maçın son dakikalarında Boran ve Onuralp Çakıroğlu oyuna girdi. Ancak bu gençlerin arasında Arda’ya hiç şans verilmemesine bir anlam verilemedi. U-19’un şampiyonluğunda başrol oynayan Arda neden kadroya alınmıyor? Varsa bunun bir açıklaması teknik heyet ve Fatih Tekke bunu açıklamalıdır. Ama yapılacak açıklamada kimse Arda’nın yetersiz olduğunu söylemesin. O, oynadığı futbolu karakterli duruşuyla taraftarların gönlünde taht kurmuş.

Trabzonspor, ilk yarının son haftasında 4-3 kaybettiği Gençlerbirliği maçından sonra şampiyonlukta büyük yara almıştı. Şimdi gelinen bu noktada Trabzonspor, Gençlerbirliği ile iki maç yapacak. Bunlardan ilki Kupa’da finale çıkmak için.

Trabzonspor bu sezon Türkiye Kupası’nı müzesine götürmek ve taraftarını mutlu etmek istiyor. Kupa’nın mazereti yok. Daha önce Kupa’da kaybettiği takımlar ortada yok. O nedenle Trabzonspor bütün gücüyle Kupa’ya yüklenecek. Fatih Tekke ile bunu kaldıracaktır. Çünkü bunu hak ettiler.

Diğer yandan Trabzonspor kendi evinde Gençlerbirliği için hayati önem taşıyan küme düşme maçına çıkacak. Taraftarın sezonun bu son maçında stadyumu dolduracağı açık bir gerçek. Çünkü taraftar ilk yarının son maçında yaşananları unutmuyor. Tarihe geçecek bir maç olacak Akyazı’da…

Trabzonspor bu yıl tüm aksaklıklara ve yaşananlara rağmen kaçırdığı şampiyonluğu ancak Türkiye Kupası’nı kaldırarak telafi edebilir. Bu süre Trabzonspor’da seferberlik zamanı olmalıdır.

TRABZONSPOR TATİLE ERKEN ÇIKTI

Galatasaray maçı sonrası Trabzonspor’da inanılmaz irtifa kaybı yaşandı. Oynanan maçlarda puan kayıpları olmamış olsaydı bugün 75 puanla ligin lideri durumunda idi. Ancak yeniden yapılanma ve gençleştirme ile yapılan planlamada taraftarların beklentilerini düşük tutma adına hedef 1-4.’lük arası belirlendi. Gelinen son durumda 3.’lük buna göre bir başarı kabul edilebilir. Ama bu kaçan şampiyonluk ve Şampiyonlar Ligi’ne katılamama gerçeğini ortadan kaldırmaz.

Fatih Tekke, kendi söylemleriyle “duygu, tempo ve konsantrasyon açısından çok zayıf kaldık” söyleminin cevabını bulamamış olsa gerek, Trabzonspor oynadığı Göztepe maçında aynı sorunları yaşamaya devam etti.

Salih Malkoç’un stoper yokluğunda yer bulması doğru bir karardı. O da diğerleri kadar elinden geldiğini yaptı. Arda gibi gelecek vaat eden bir yıldızın neden bu kadro içerisinde bu kadar stoper eksikliğine rağmen olmamasını kamu oyuna biri çıksın açıklasın. Yetersizliği sebebiyle mi yoksa kişisel kaprisler yüzünden mi kadroda yer almıyor?

TFF ve MHK’nin Trabzonspor düşmanlığı bitmedi, gitti. İlk yarı Fenerbahçe maçında Trabzonspor’un bariz golünü iptal eden Ozan Ergün’ü yine yeni bir tetikçilik görevini yerine getirmesi için atadı. O da ona verilen talimatı yerine getirerek Mustafa’yı ikinci sarı karttan atmaktan geri kalmadı. Beşiktaş maçında da yer almasının önüne geçti. Onuachu’nun attığı golde vara bile danışma gereği duymaması niyetinin açıkça ilanı idi.

Trabzonspor’un zirvede yer almasına en önemli katkıyı koyan kaleci Onana’dır. Bir kaleci için en iyi antrenman kötü bir defanstır. Trabzonspor’un defansı kötü olunca her pozisyonda rakiple karşı karşıya kaldı.

Takım kadrosunda yapılan sürekli değişiklikler oyunu da etkiledi. Pina’dan yeni bir sağ açık yaratmak için Zubkov’un yedek bırakılması, Oulai yıldız derken yedek kalması, Onuachu’ya gerekli pasların atılamaması, vasat bir oyunun ortaya konulmasının nedeni oldu.

Trabzonspor her nedense taktik olarak golü yedikten sonra doğru değişikliğe gidiyor. Tabi o zaman da atı alan Üsküdar’ı geçiyor.

Trabzonsporlu futbolcular tatile erken çıktı. Onlara biri Türkiye Kupası’nı hatırlatmalı. Yoksa bu oyun anlayışına devam ederlerse Şampiyonlar Ligi’nde final oynamak hayal olduğu gibi Türkiye Kupası da hayal olmasın!..

ŞAMPİYONLAR LİGİ'NDE FİNAL OYNAMAK HAYAL

Trabzonspor, Şampiyonlar Ligi’ne katılmada tam üç kez ayağına gelen fırsatı geri tepti. Aslında Fenerbahçe’nin mağlubiyeti sonrası her şey Trabzonspor’un lehine görünüyordu. Fatih Tekke ilk göreve başladığında “Şampiyonlar Ligi’nde final oynamak neden olmasın?” diyerek güçlü bir iddia ile başlamıştı.

Ancak gelinen noktada “Şampiyonlar Ligi’nde final oynamak”  hayal oldu. Trabzonspor Konyaspor önünde sezonun en kötü futbolunu ortaya koydu. Bunda yanlış kadro dizilişinin varlığı bir gerçek… Fatih Tekke’nin de basın toplantısında söylediği gibi “Duygu, tempo ve konsantrasyon açıcısından çok zayıf kaldık. Bunun sorumluluğu tamamen bana ait” dedi. O zaman şu soru sorulmalı: Galatasaray maçı sonrası takım neden konsantre olamadı? Bunu engelleyen şey ne idi?

İşin acı tarafı Fatih Tekke her seferinde “sorumluluğu ben aldım” dediğinde ne yazık ki Trabzonspor hem sıralamada ikinciliği hem de puanları kaybetti.

Gelinen noktada 1-4.lik arasında; 2.lik dışında da diğer rakamlar ile sezon hedefi tutturulmuş gibi görünse de Trabzonspor bu sezon üç hafta eline gelen Şampiyonlar Ligi’ne katılma fırsatını tepmiş oldu.

Konyaspor maçında ilk yarı yenilen 2 gol sonrası aynı anda üç değişikliğe gidilip oyuna başlanması maçın başında hatalı tercihler, yanlış kadro kurmanın göstergesiydi. Özellikle Saviç’in yokluğunda, geldiği günden beri beklentilerin altında kalan Lovik’ten stoper olur mu? Düşüncesi çöküşün kendisi oldu.

İkinci yarı değişiklikler oyuna hareketlilik getirdi. Futbolu bıraktırılması düşünülen Nwakaeme’nin maç sonuna oynatılması Trabzonspor’un temposunu düşürdü. Orta sahada mücadele eden agresif futbolcuların eksikliği, adam takibin yapılmaması, baskı kurulamaması Trabzonspor’un rakiplerinin geniş alan kullanmasına sebep olmuştur. Konya maçında bu daha belirgin olarak görülmüştür.

Umut Nayır’ı Konya’dan alıp üstüne Olaigbe ile Arif kendilerini gönderenlere dün akşam nazire yaparcasına Trabzonspor’dan onu, başarılı oyun ortaya koyarak intikam alıyor gibi mücadele ediyorlardı.

Trabzonspor’un bu sezon Uğurcan travmasını atlatılmasında ve geldiği bugünlerdeki başarısın da hatalı goller yemesine rağmen kaleci Onana sayesindedir. Samsunspor Kupa maçında devleştiği gibi kötü savunması olan Trabzonspor’da ayakta kalmayı bugüne kadar başardı. Gelecek adına ne karar verilecek o bilinmez ama yerini doldurmak zor görünüyor.

Bu sezonun en anlam verilemeyen durumu ise kadro derinliğinin olmamasına rağmen gençlere şans verilmemesidir. Trabzonspor, hem “kurtuluş alt yapıda” diyecek,  hem de o alt yapıdan takımda direk oynayabilecek bir futbolcu bırak oynamayı şans bile bulamayacak. Kime inanalım, alt yapıdaki gençlerin önünü kesenlere mi yoksa milyon Euroları yabancılara veren yabancı hayranlarına mı? U-19 şampiyon olma yolunda yine yeni gençler başaracak biz onları yok sayacağız. Bu kabul edilebilir bir durum değildir.

Trabzonspor istikrarlı götürdüğü bu sezonu ikinci olarak tamamlayıp Şampiyonlar Ligi ön elemelerine kalacak mı bilinmez. Bunu kalan maçlar gösterecek. Ancak büyük fırsat kaçırdığı bilinen bir gerçek.

Elinde kalan, umut olan Türkiye Kupası maçında da inşallah konsantrasyon eksikliği yaşamaz!

ŞAMPİYONLUĞA VEDA

Trabzonspor’un eski kaptanı ve başkanı, aynı zamanda Trabzon eski Belediye Başkanı Atay Aktuğ’u kaybetmenin üzüntüsünde saygı duruşu yapılarak Trabzonspor-Başakşehir karşılaşması başladı.

Her şey Trabzonspor’un lehine idi. Fenerbahçe iki puan kaybetmiş, alınacak üç puan hem Şampiyonlar Ligi’nde ön eleme oynayabilecek hem de şampiyonluk yarışından kopmayacak bir yarışa devam niteliği taşıyordu.

Başkan ve yönetim seyirci yasağına karşılık bilet fiyatlarında indirime giderek takımın 12. oyuncusu olan taraftarın stadyumda yer almasını sağlamış, büyük destek vermişti.

Son haftalarda Trabzonspor’un oyunu taraftarını mutlu etmiyordu. Takım, Alanyaspor maçı da dahil sonuca gidecek baskılı, mücadeleci ve agresif bir oyun oynamıyordu. Başakşehir maçında bunun değişebileceği umudu vardı. O da olmadı. Şampiyonluğa oynayan takım gibi bir mücadele yerine vasat bir oyun ortaya koyuldu.

Topa oyunda hakim olarak oynarken kaleye etkili bir şut atamamak, rakibe üstün baskı kuramamak sonucu başından belli ediyordu.

Maçın kahramanı istikrarı ile Mustafa Eskihellaç oldu. Vasat oyun 70. dakikada Mustafa’nın tüm sahayı geçerek top taşıması sonrasında verdiği pasla Agusto’nun golü umutları yeşertti.

Maçın hakemi Alper Akarasu, Var’da Ali Şanşalan’ın iki penaltı pozisyonu görmezden gelmesi, Onuachu’ya yapılan faullere “devam” demesi, inisiyatifini hep Başakşehir’den yana kullanması  hakemliğin tetikçilik kavramının dışına çıkamadığı  gerçeğini ortaya koyuyordu. Bu anlayışla Dünya Kupası’nda maç yönetmeyi çok beklersiniz.

Kenar yönetimin anlamsız değişiklikleri oyuna damgasını vurdu. Topu saklama becerisi yüksek Zumbov’u çıkarıp Okay’ı almak zaten gelen golün habercisi idi. Nwakaeme-Lovik değişikliği sol çizgiye üstünlük yakalama adına Mustafa’nın öne alınması için doğru hamle idi. Ancak Olulai-Bouchouari değişikliği zaten zaman kazanma adına yapılınca, Başakşehir tüm hatlarıyla Trabzonspor yarı sahasına yerleşince gol adeta “geliyorum” diyordu. Taraftar bu dakikadan sonra kan kusmaya, stres yaşamaya başladı ki uzatmalarda gelen gol tüm hayalleri yıktı.

Aslında ortada bir gerçek vardı. Taraftarın inandığı şampiyonluğa Fatih Tekke ve ekibi inanmıyordu. Bu da her fırsatta dile getirildi; “Bizim hedefimiz 1-4.lük arası” diye. Şimdi gelinen noktada 3.lük başarı olarak karşımızda duruyor. Şampiyonlar Ligi’nde final oynamak bir gerçek olmaktan çok hayal oluyordu.

Trabzonspor’un Lovik, Olaigbe, Bouchari ve Umut’un kulübe maliyeti tam 30 milyon Euro civarında. Bunlar bir transfer başarısı mı? Scout ekibinin üstün başarısı olarak ortada duruyor.

Trabzonspor Başkanı Ertuğrul Doğan’ın mali genel kurulda verdiği söz ile “borçsuz Trabzonspor’u” mayıs ve haziran aylarında gerçekleşmesini bekliyoruz.

Sezonun geneline baktığımızda hakemlerin Trabzonspor’u katlettiği ve Trabzonsporlu bir Federasyon başkanının bunu seyrettiği, kenar yönetiminin kriz yönetiminde başarısız olduğu, dokuz yıllık bir yönetim anlayışında Trabzonspor’un emek ve para harcadığı bir sezon daha kayıp yıl olarak tamamlanmıştır.

“Gelecek seneye hazırlıklarımız” denilse de Trabzonspor’ alt yapıdan başlamak üzere yapılan yanlışlar devam ettiği müddetçe değişen bir şey olmayacaktır!..

ONLAR BİZİM KINALI KUZULARIMIZ

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan olaylar ve öncesinde gerçekleştirilen öğretmen ve öğrenci cinayetleri yüreklerimizi yaktı. 35 yıllık eğitimci kimliğimle gözyaşlarım içeresinde kalbimin sessizliğinde bu acıyı paylaşıyorum.

Bir öğretmen için öğrencisi kınalı kuzudur. Almadan veren mesleğin adıdır öğretmenlik…

Burnu akan çocuğun burnunu silen, koşarken pantolonu düşen çocuğun pantolonu yukarı çeken kişinin adıdır öğretmen…

Bir okulda aç olan çocukları için kuzine sobada çorba kaynatan kişinin adıdır öğretmen…

Okula hasta olup gelmeyen çocuğun evine ilaçlarıyla giden kişinin  adıdır öğretmen…

Kendi çocuğundan çok öğrencilere değer veren mesleğin adıdır öğretmenlik…

Adına şikayet hattı açılan şikayet edilen mesleğin adıdır öğretmenlik…

Kendi yemeden öğrencisini yediren, kendi giymeden öğrencisini giydiren kişinin adıdır öğretmen…

Öğrencisini kurtarmak için ölümüne üzerine atlayan kişinin adıdır öğretmen…

Çağdaş medeniyet seviyesine ulaşacak nesilleri sevgiyle, saygıyla, hoşgörüyle, ilgiyle yetiştiren mesleğin adıdır öğretmenlik…

Atatürk’ün “yeni nesil sizin eseriniz olacaktır” dediği kişinin adıdır öğretmen…

Ancak son yıllarda ülkemizin en değerli mesleği öğretmenlik çok değer kaybetmiştir.

Okullarda “Sivil İnisiyatif” adı altında kılık kıyafetteki serbestlik öğretmenlik mesleğine çok zarar vermiş, öğrencinin gözünde öğretmeni rol model olmaktan çıkarmıştır.

Okullara “değerler eğitimi” altında pedagojik formasyonu olmayan kişiler gönderilmiş, okullar eğitimde bilimsellikten uzaklaştırılmıştır.

Öğrencileri sabahtan akşama kadar tam zamanlı okula mahkûm edip onların sosyal gelişimine katkı verecek resim, müzik, beden eğitimi, tiyatro, edebiyat, sanat, teknolojik gelişim alanlarının önü kapatılmış, A sosyal insanlar yetişme modeli ortaya koyulmuştur!..

Müfredat boğulmasıyla tam gün öğretim yapılmış, onların ihtiyacı olan merhameti ve vicdanına hitap eden bir model ortaya koyulmamıştır.

Öğrencilerin hayatında sosyalleşmede ve hareket eğitiminde çok anlamı olan, birlikte hareket etme, aynı duyguları paylaşma, yardımlaşma, işbirliği daha nice sayılacak katkılarıyla duygularını geliştirecek ilkokullarda beden eğitimi dersine beden eğitimi öğretmenleri girememektedir. Daha işin başında biz çocukları yalnızlığa itmekteyiz.

Çocuklar suçlu değil, biz suçluyuz. Çünkü sistem adında dayattığımız eğitim sistemi onların duygularına, taleplerine hitap etmiyor.

En son şura ne zaman yapılmış? Bu çocuklar kendi şuralarında karar alınırken bulunmuşlar mı?

Kendi kararlarını bile biz verdik onların adına!..

Onların kendi okumak istediği okullara fırsat verdik mi? Yoksa dayatmacı modelle okumak istemediği okullara mı gönderdik?

Onların duygularını dinledik mi? Yoksa “benim istediğim bu, sen bunu olacaksın” mı dedik?

Bir gün okul müdürlüğüm dönemimde velilere şöyle seslenmiştim:  “Çoğunuzun yetişme zamanını kaçırırsanız onun geleceğini kaçırırsınız.”

Eğitimin ilk başladığı yer ana kucağıdır. O sıcaklık ve sevgi her çocuğun hakkıdır. Aile içerisinde geliştirilen kontrolsüzlük eline silahla ateş etmeyi öğretecek kadar cahillik taşıdığı gibi kalemle, bilimle insanlığa faydalı olacak yöne doğru da teşvik edilemeyen bir acı öyküsünü karşımıza çıkarır.

Sanal dünyanın ve aile içi travmaların, şiddet içerikli mafyavari hangi dizilerin önünü aldık? Onlardan çocuklarımızı koruduk mu? O zaman suçlu kim?

Bugün geleceğe ışıl ışıl bakan kınalı kuzularımız çocuklarımızı toprağa verdik. Onları hayalleri, gelecekleri vardı. Bu ibretlik acı olaydan hâlâ ders çıkarmayacak mıyız?

Değişen bir şey olmayacaksa o zaman suçlu biziz!..